Navigation

flag-turkish flag-german flag-english
Kullanıcı çevrimiçi: 32

ACISU KÖYÜ TARİHİ

 

Türklerden Önce Koryana
İlk yerleşenler M.Ö. VI. Yüzyılda İran, Pers (Acem) Devleti’nin getirdiği göçmenlerdir. İran asıllı olan göçmenler, dil ve inançlarını bırakarak yozlaşan Trabzon Pontus Krallığı’na bağlanmıştır. Dolaysıyla Trabzon çevresi tıpkı Macar, Bulgar, Peçenek ve Fin Türklerinin bozulması gibi; İran Pers aslını, kültürünü, dilini çoklukla yitirmiş. İsevilik ve Latin etkisi altında kalmış; M.Ö. I. Yüzyılda Roma İmparatorluğu adı altında kurulmuştur. 

Türkler Anadolu topraklarına Rum ülkesi derlerdi. Fars dilinde günbatımı ülkesi anlamına gelirdi. Zamanla Türkler asılları (Elen-Grek) olan Yunanlılar için de “Rum” adını kullanmışlardır. 


Koryana Adı Nereden Geliyor?
Fars (eski İran-Pers dili) dilinde; ışıldayan, akan, kayan anlamlarında kullanılmıştır. Yunanca ile bir ilgisi yoktur. Fakat söyleniş şekli Osmanlı Devleti vilayetler için “Salnameler” adı altında; o vilayetin bütün yönlerini (tarihlerini) hazırlatmıştır. Trabzon Salnamesi bu bilgilerin, İran kaynaklarından alındığını yazar. Koryana’ya ilk yerleşenlerin arasında Latin ve Yunan asıllı kimselerin yerleşip kaynaştıkları olmuştur. Tıpkı Bulgar, Macar Türklerinin İsevilik inancını alıp Avrupa etkisinde kalmaları böyle olmuştur. İran Devleti Trabzon Pontus ve Rum Devletleri ile ilişkisini kesmemişlerdir. 

 

Türkler ve Koryana
Fatih Sultan Mehmet Anadolu Birliği’ni tamamlamak için (Trabzon’u almak için) hazırlıklarına başlayınca, İran Şahı Uzun Hasan eski akrabaları olan Trabzon Pontus Devleti’ni koruma altına almak ister. Fatih’i vazgeçirmek için annesi “Sare Hatun’u” elçi olarak İstanbul’a gönderir. Fatih Sare Hatun’a gerekli konukseverliği gösterir. Sare Hatun’un rica ve yalvarmalarına aldırış etmez. Fatih Sultan Mehmet, ordusuyla Trabzon’a yollanır. Kara ordusunun başında olan Fatih, Trabzon kalesine varınca; denizden gönderdiği donanma kuvvetleri de ulaşır. Tarih 15 Ağustos 1461. Trabzon artık Koryana ile birlikte Türk yurdu olmuştur. 

Fatih Sultan Mehmet Trabzon’u kesin olarak alacağına inandığından; ordusunun arkasından Türk ailelerini de beraberinde getiriyordu. Trabzon’u alınca, bu Türk aileleriyle yeni mahalleler kurdurmaya, bir kısmını diğer yerleşim yerlerine ve köylere dağıtmaya başladı ve aralıksız uygulanmasını sağladı. 

 

İlk Türkler Koryana’da
Koryana’ya ilk gönderilen Türk aileleri Konya’dan ordunun peşine takılan deve kervanları olanlardır. Koryana’da Nesi (Nefsi) Mahallesi’ne yerleşmişlerdir. Kendilerine en yakın Türkler ise Kemaliye Köyü’ndeki ceren (Saran, Ceran) oğullarıdır. O zaman Kemaliye’nin adı “Kozita” idi.  

Sonradan “Deveci Oğulları” denilen bu Türkler, bulaşıcı (taun) hastalıklar nedeniyle topluca Samsun’a gitmişlerdir. Kata Irmağı kıyısında onlardan kalan mezarlıklar vardır. Eski yaya yolu bu mezarlıklığın kıyısından geçerdi.  

Deveci Oğullarından sonra şimdiki akrabalar Koryana’ya yerleşmeye başlamışlardır. 

Trabzon’un fethi ile Anadolu Birliği tamamlanmış oldu. Anadolu’da yaşayan çeşitli ırkların kaynaşması kültürleri de etkilemiş; ortaya Türklerin Rum (Günbatımı Ülkesi) veya Rumlu anlamında “Rumi” dedikleri Anadolu hızla Türkleşmeye, diğer bozulan ırklar da azınlık durumuna düşmeye başlamıştır. 

Rize’nin Salarha Deresi’nden, Tirebolu Harşit Çayı’na kadar toprakları Fatih, oğlu 2.Beyazit’in hanımı Yavuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Ayşe Hatun’a vakıf olarak bırakmıştı. Sivas-Erzincan-Erzurum yaylalarına yerleşip çoğunlukla hayvancılık yapan dedelerimiz Yavuz Selim’in Trabzon Eyaleti (büyük il) Valiliği dönemine rastlar. Türk asıllı İran hükümdarı Uzun Hasan “Alevi” İslam anlayışına ve bu inanışı yaymaya kendini adamıştı. Dedelerimiz ise “suni” İslam anlayışına katılmışlardı. Bu yüzden Uzun Hasan Anadolu’yu kendi topraklarına katmaya çalışıyor, halkı zorluyordu. Fatih Erzincan Otlukbeli’nde Uzun Hasan’ı yenince (1473) tehlike uzaklaştı. 

Fatih’in öldürülmesi, 2.Beyazit’in hükümdar; oğlu Yavuz Selim’in Trabzon Valisis olmasıyla dedelerimiz Trabzon’a, kasaba ve köylere yerleşmeye başladılar. Dedelerimizin köye yerleşmelerinin önemli nedeni hayvancılık yapmaları, ikinci nedeni de şehir ve kasabalarda yapabilecekleri işleri olmayışıydı. Köyümüzdeki Rum halkı da yavaş yavaş Akçaabat’a, Trabzon’a, Samsun ve İstanbul’a taşınmaya, balıkçılık, ticaret ve el sanatlarıyla geçinmeye başlamışlardı. Onların köylerdeki yerlerini dedelerimiz almaya başladılar. Dedelerimizin bir bölümü Harşit Çayı, Tirebolu, Vakfıkebir, Şalpazarı, Tonya üzerinden, diğer bölümü Zigana Dağı, Değirmendere yoluyla Trabzon’a, oradan da Bozdoğan (Bodonoz) ve Arpaçılı’ya, oradan da bir zaman sonra köyümüze yerleşmişlerdir. Yolculukları esnasında ayrılıp Anadolu’nun başka yörelerine gidenler de olmuştur. 1700 yılları sonunda köyümüz tamamen Türkleşmiştir.  

Dedelerimiz orduya asker vermenin dışında, yaylacılık geleneği ile Gümüşhane, Erzincan, Şebinkarahisar arasında geçici olarak gurbette olurlardı. Askere gidenler uzun yıllar o savaştan bu savaşa derken çoğu şehit olur ya da dönüş yollarında ilerlerdi. Dedem 18 yıl sonra askerden dönebilmiştir.  

1850 yıllarına kadar köyümüz kendi geçimini kendileri sağlayarak, bulaşıcı hastalıklar dışında pek ‘afet’ girmemişti. Eskilerin ’93 Harbi’ (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) dedikleri Miladi Takvimine göre 1877 yıllarında başlayan Osmanlı Rus savaşında Kafkas Dağları çevresinde çok askerini şehit vermiştir. Çalışacak gençler savaşlarda bir bir ölürken geçim zorlaşmıştır. Ardından Balkan Savaşları, Balkan Savaşları bitmeden Birinci Dünya Savaşı’nın 1914’te başlaması, Çanakkale, Kafkas, Yemen, Irak, Sina ve Filistin cepheleri, Bağdat, Medine Savaşları, Arapların askerlerimizi İngilizlerle birlik kurarak arkadan vurmaları, Allahüekber Dağları’nda çıplak ve aç kalan askerlerimizin donarak ölmeleri... Osmanlı’nın yenilerek topraklarımızın paylaşılması. Rusların öncülüğündeki Ermeni askerlerinin toplu olarak halkımızı öldürmeleri; Rus ordusunun 1916 yılında Tirebolu-Harşit Çayı sınırına dayanması, seferberlik (toplu savaş), muhacırlık günleri (zorla göç ettirilmek), açlık bulaşıcı ve öldürücü hastalıklar ve ardından tekrar köye çileli dönüş. Kurtuluş Savaşı’na katılım, Sakarya, İnönü, Afyon Yunan’ın 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökülüşü, barış ve yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu... Bütün bu olaylar bütün Türk dünyasını perişan ettiği gibi, köyümüz halkını da perişan etmiştir. 

Eğitimsizlik, bilgisizlik, İslamiyet’i kendi çıkarına uygun yorumlayan ve köylüyü sürekli “cehennem” ile korkutmaya çalışan “ver yiyeyim, yat düzeyim” zihniyeti; kuraklık ve getirdiği kıtlıklar... 

Köyümüzün önemli özelliklerinden biri de “cömert” oluşumuzdur. Bu cömertliği, konuklara ve komşulara iyi davranmayı kendine göre yorumlayan; bazı komşu köylerimizle yıllar süren (gereksiz) kavgalar, yoksulluğa yoksulluk katmış, acılar getirmiştir. 

Okulun gelmesi, tütünün para etmeye başlaması, okuyanların çoğalması, İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa ve Düzce’ye göç edenlerin örnek olması; köyde yeni arayışlara yol açmıştır. 

“Mavi küf” hastalığının tütünü yok etmeye başlaması, yurtdışına “işçi” gidebilme kapısının açılması, yöreye ortaokulun açılması... Bunlar eksikleriyle birlikte bizi bugünkü “Acısu” köyümüz yaşamına getirmiştir. En büyük pay, bu çileleri çeken dedelerimizin, ninelerimizindir.           

Tarihimizdeki hataları düzeltmek, ileriye, her zaman daha ileriye köyümüzü, komşularımızı, gelecekteki güvencemiz, gururumuz olacak çocuklarımızı hazırlamak için: “içeride dirlik; dışarıda birlik” ilkemizdir. 

Köyümüzde bugünkü akrabaların dede ve nineleri ilk önce; Erzincan-Otlukbeli, Giresun-Alucra ve Şebinkarahisar, Gümüşhane-Torul-Şiran ve Kelkit yaylalarını ve köylerini; geçici ya da sürekli yerleşim ve yaşama alanları olarak yurt edinmişlerdi. 

Hayvancılık başta olmak üzere, az miktarda toprak işleyerek, el sanatları (dokuma, örme, demircilik, yapıcılık) ve alım-satım yaparak geçinirlerdi. 

O zamanki (1600-1700 yılları arası) köyümüzde yalnız eski yerliler oturuyorlardı. Kışların şiddetli geçtiği yıllarda dedelerimiz hayvanlarını önce Karadağ sonra Balıklı ve çevresine indirerek eski yerlilerle dostluklar kurmaya, alım-satım yapmaya başlamışlardı.  

Eski yerliler yavaş yavaş Kuduna-Helvacı-Kalyara köylerine veya Trabzon, Samsun ve İstanbul’a satıp gitmeye başlayınca, Koryana’da “Türkleşme” hız kazanmıştır. 1700 (yüz yılı) sonunda Koryana’da eski yerlilerden kimse kalmamıştır. 

Köyümüzde nüfus tesbiti (ilk olarak) yalnız asker yazmak için 1869 yılında Türk-Osmanlı devlet başkanı olan Abdülaziz Han’ın fermanı (buyruk) ile yapılmıştır. Abdülaziz Han’ın öldürülmesi, yerine V. Murat’ın devlet başkanlığına getirilip aynı yıl indirilerek; yerine II. Abdulhamit Han’ın devlet başkanı yapılması süresince; iç karışıklığa doğru gidilmeden dönüş yapılmıştır. Fakat dedelerimizden bir çoğunun şehit olmasına, yitmesine neden olan; halkımızın “93 Harbi” dediği; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın önüne geçilememiştir. Köyümüzde hemen hemen her akraba bu savaşa evlat vermiştir. Dedelerimiz ancak 50 yıl kadar savaşsız yaşayabilmişlerdir.

1912 yılı Balkan Savaşı, 1914 yılı 1. Dünya Savaşı, 1915 yılı Çanakkale Savaşı, 1916 yılı Muş-Van hattında Ruslarla savaş ardından Kafkas, Filistin, Yemen cephelerinde savaş, Allahü-Ekber Dağlarından sağ kurtulamayan gençlerimiz… Dedem Çavga’nın Ali, 15 yıl sonra kör olarak Yemen’in Hüdeyde şehrinden dönebilen Veli Üçüncü dışında dönen olmamıştır. Kurtuluş Savaşında 1919-1922 yılları arasında şehidimiz olmamıştır. 

Köyümüzün ilk nüfus kütüğü II. Abdulhamit Han’ın fermanı ile 1882 yılında hazırlanmıştır. Yazım için “zabitan” denilen subaylar görevlendirilmiştir. O zaman kütüğe işlenen akrabaların bir bölümü; köyümüz sınırları içinde oturmuyorlardı (İbsil (Ortaalan), Muhala (Kuruçam) köylerinde oturanlar) komşu köylerde oturanlar dışında, nesilleri tükenen Trabzon, Adapazarı, İzmit, Düzce, Samsun, İstanbul, son yıllarda Bursa çoğunluk olmak üzere tamamı nakil yapan olduğu gibi, bölünen akrabalar da vardır. 

İlk nüfus kütüğü yazılırken sağ olanlar sıralanmış, doğum tarihleri yaşları sorularak; o zamanki kullandığımız rumi takvime göre yazılmıştır. Bazılarının eşleri olan ninelerimiz babaları hanesine değil; anne ve baba adları belirtilerek “kocaları hanesi”ne yazılmışlardır. Bu kütük yazımında oturulan evlere verilen numaralar “hane” numarası olmuştur. Bazen öz kardeşler ayrı evlerde oturdukları, bazen amca çocukları ayrı evlerde oturdukları için; ayrı “hane” numarası almışlardır. Bu numaralar nüfus kütüğü numarası olarak yazılmıştır. Kimliklerimizde bu numarayı taşırız.

 

Türkiye Cumhuriyeti Kuruluşundan 1950 Yılına Kadar Koryana
Savaşın sonunda yokluk içinde kurulan Türkiye, köyümüz için de aynı yoklukları getirmişti. Devlet yönetiminde görev alacak ‘okumuş’ların savaşlarda şehit olması sorun oluşturdu. Görev alanlardan dolayı aksaklıklar meydana geldi. 

Yoksulluk ve kıtlık, emlak vergisi gibi ödemeleri yapmaya engel oluyordu. Tütün herkesi köye bağlamıştı. Fakat tütün de yeterli para getirmiyordu. 11 Şubat 1925 Şeyh Şait İsyanı Diyarbakır’da başladı. İsyanı bastırmak için giden ordu içinde köyümüzden de vardı. 1936 yılında Tunceli-Bingöl yöresinde (Dersim) isyan çıktı. Köyümüzden Hacı Burhan (Burhanettin) Özkurt isyanı bastırmaya giden ordu birlikleri içindeydi.  

Tütüncülük, diğer ürünler, hayvancılık, ormancılık ... derken geçinip gidiliyordu. 1 Eylül 1939 2. Dünya Savaşı başladı. Savaşa girmemiştik. Fakat etkilerini yaşadık. Ürünlerden vergi alınıyor, tuz bile zor bulunuyordu. Köyümüzden epeyce asker vardı. 1945 yılında savaşın bitmesiyle askerlerimiz dönebildiler. Uzun askerlik yıllarını yarı aç, ayakkabısız, bitlenmiş olarak geçirdiler. 

Köyümüzde okul yoktu. Okumak isteyenler Şinik veya Matinganiya (Sertkaya) köylerine giderdiler. Sertkaya’daki okulda ilk öğretmenimiz, Yusuf Ziya Özkurt öğretmenlik yaptı. 17 Nisan 1940 tarihinde okutmak için öğretmen yetiştiren “Köy Enstitüleri” kuruldu. Buralarda kısa devreli kurslar açıldı.  “Eğitmen” adı ile 1., 2., ve 3. sınıf okutan kişiler yetiştirildi. Osman (Çavuş) Gedikli bu kurslardan yetişmişti. Eski cami mektep (okul)   binasında 3. sınıfa kadar ders vermeye başlandı. 4. ve 5. sınıfları okumak isteyenler yine Şinik veya Sertkaya’ya gidiyorlardı. Köy imecesiyle şimdiki yerinde okul yapıldı. Köy Enstitüsü’nü bitiren Harun Ağanoğlu köyümüzün 5 sınıflı okulunun ilk öğretmeni oldu. 

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti hükümeti kurdu. 28 Eylül 1950 tarihinde Meclis kararı olmadan Kore’ye Türk Tugayı gönderdik ve 571 şehit vermiştik. Köyümüzden Noğman ve Muhammet Bostan Kore Gazisidirler. Devlet dışardan ilk para yardımı ve ilk borç parayı almıştı. 

Devletin dışarıdan borçlanması, Kore Savaşı’nın etkileri, yeni devlet yönetimi anlayışı, okuldan mezun olanların Öğretmen Okulu, Ortaokul, Sanat Okulu, Maliye ve Sağlık Okulu, Astsubay ve Subay okullarına girmeye başlaması 1950 yılından sonra hız kazandı. Tütün biraz para etmeye başladı. Geçim zorlukları pek az değişime uğruyor, köyümüz uyanıyor. 

Koryana, komşularına her zaman yardımcı olmuş, konukseverliğini göstermiş, hoş davranmıştır. Bu iyi niyeti çıkarlarına göre dönüştürenler iki komşu köy ile aramızdaki gereksiz ve haksız sürtüşmeleri arttırmış; kavgalar, mahkemeler, ölümler, avukatlık giderleri köylümüzü yıpratmıştır. Ayrıca incelenmesi uygun olabilecek bu toplumsal konu geçim kaynakları, yoksulluk ve inatçı bilgisizlik sonucuydu.

1950 yılında (Trabzon Bayındırlık müdürünün yöremizden oluşunun etkisiyle de) Çatak’tan (Düzköy yolu üzeri Dörtyol’a yakın ayrım) araba yolu çalışmaları komşu köylerle başladı. Yolun ağır işlerini hep köylümüz yaptı. Yarı aç, yalın ayak; kazma kürek salladılar. 1954 yılında yol Arpaçılı Camii altına gelebildi. Sırtta yük taşımanın yolu biraz azaltmış oldu.  

1955 yılına kadar gurbetçilik pek yoktu. Mevsimlik olarak bir kaç kişi İstanbul’un yolunu tutar; biraz para kazanınca dönüp gelirdi. Göçler de pek azdı. Daha önce Akçaabat, Trabzon, Düzce, Adapazarı, İzmit ve İstanbul’a yerleşen komşular vardı. Kimi geçimini yola koyabilmiş, kimi de buradaki durumundan daha yoksuldu. Koyun, keçi sürüleri azaldıkça, nüfus çoğaldıkça, ormancılık zorlaşınca, tütüncülük gelişti. Fakat yeterli değildi.      

Gençler kış aylarında boş kalıyor, Türkiye’deki değişimler onları yeni arayışlara itiyor; ne var ki çözüm bulunamıyordu. Bu dertlerin yanında okul ve camide haraptı.    

Devleti yönetenlerin, yönetme işini bırakıp; kavga etmeyi daha kolay bulmuş olacaklardı ki; alınan dış borçlar ödenmeden yenisini alıyor, borç katlanıyor; ödemek işi de bizlerin yetiştirdiği bir kaç denk tütüne kalıyordu.  

Köylümüz bu sıkıntılarla boğuşurken 14 Ocak 1957 tarihinde bir acı haber yürekleri yaktı: Gençler “Çığ” altında kalmıştı. Azaklı Yusuf oğlu İsmail ile Cemal Şahin kardeşler, Kurdoğlu (Arıcı) Yusuf oğlu Haci Mehmet ile Halim Özkurt kardeşler, Yirmibeşoğlu Celal oğlu Mehmet Yirmibeş ile Kurdoğlu Muhammet oğlu Osman Özkurt hayatlarını yitirmişlerdi. 

Onlar toprağa, kalanlar da dertlerle boğuşmaya derken 28 Eylül 1957 yılında bir acı haber daha köyü sardı. Nesi Mahallesinde sağanak yağmur sel yaparak Terzi Ali’nin değirmenini yok etti. Değirmen sahibi Terzi Ali Rıza Gedikli ile amcasının torunu Bilal oğlu Kazım Gedikli; Kuruçam Köyünden değirmende müşteri olarak bulunan Tevfik oğlu Ali Lüleci ile amca çocukları İsmail oğlu Mustafa ile Muhammet Lüleci sele kapılarak hayatlarını yitirdiler. Onları da toprağa veren köylümüzün diğer dertleri çözüm bekliyordu. 

27 Mayıs 1960 Ordunun yönetime el koyması, iki yıllık bir bocalama başlattı. 1961 Anayasası onandı. 

 

Koryana “Acısu” oluyor!
İç İşleri Bakanlığı eski adları değiştirme kararı alarak, köyleri kalkındırma safdilliliğine inanmış olacak ki; Koryana adı yerine “Acısu” verildi. Ayazma Suyu Koryana’nın en önemli özelliği sayılmış olacak; yeni adı bu sudan esinlenmiş oluyordu. Aslında “Ayazma” nın anlamı Acısu değil, “Kutsal su” ya da “Kutlusu”dur. Devlet işlemlerinde Acısu kullanıla gelmesine rağmen, nereye gidilirse gidilsin bizi “Koryanalı” deyince herkes tanır. Acısu’danım denildiğinde çoğu yüzümüze orası neresi dercesine bakardı. 

1962 yılında kalkınmak, yol, okul, cami. Köprü dertlerimizi çözebilmek için, dernek kuruldu. Hizmeti geçenlere şükran duyarız. Tütün “maviküf” hastalığına yakalanınca geçim derdi ikiye katlandı. Fakat gurbetçiliğin yolunu da açmış oldu. Yurtdışına, 1962 yılında ilk gurbetçilerimiz demiryolu ile birer, ikişer akmaya başladı. Bu işin de sıkıntıları vardı. Para gerekliydi. Yardımlaşarak bir çözüm bulanlar, ineğini, tosununu, hatta ceketini bile satarak yol ve azık parası yapanlar oldu. Ocaklar köyde, kendileri hiç bilmedikleri yabancılar arasında… Para kazandıkça “sıla özlemi” ağır basıyordu.  

1964 yılında bir gayret daha göstererek araba yolunu köye aşırdık. Çekilen eziyetler, engeller unutuldu. Arabasız kalmadık. Sürücülerimiz, araba alacak komşularımız vardı. 

Köyümüzde devletten aylık alanlar artmaya, gurbetçilerimiz para getirmeye başlayınca ilk radyolar, ilk teypler, çağdaş giysiler, yeni alışkanlıklar, belde tabancalar, düğünler, dernekler… derken hızlı bir yaşam başladı. 

1967 yılında okulumuzun öğretmen ve öğrenci sayısı arttı. Ustalarımız vardı. Para da kazanıyorduk. 1968 yılında caminin temelleri atıldı. Ustalarımız gerçek bir taş oymacılığı yaptılar.Çevreye benzerlik bir yapı oldu. 

1969 yılında, müşterek bir çalışma ve para katkısıyla Metinkale Ortaokulu hizmete girdi. Öğrencilerimize, özellikle kız öğrencilerimize okuma yolu açılmıştı. Okulun arsa parasından köyümüze düşeni ödedik. Yoksul komşuların payını da kimseyi incitmeden, sezdirmeden bir kaç kişi aramızda toplayarak ödedik. 

Gurbetçilerimiz, para kazandıkça; bazıları köyden ayrılıp başka illere, İzmit, İstanbul daha sonra Bursa yeni yerleşim alanları oldu. Bu arada gurbet ve gurbet yollarında epeyce komşumuzu yitirdik. Araba sevdası ve kazalar onlara ecel oldu.      

İçme suyumuz çoğumuzun evinde yoktu. 1973 yılında içme suyu için çalışmalar başladı. Köylümüzün imeceyle yaptığı eski okulumuzun yenilenmesi, yeterli bir yapı olarak hizmete açılması gerekiyordu. 1975 yılında yeni yapı çalışmaları başladı. Elektriğimiz yoktu. 1975 yılında elektriğe kavuşmak için çalışmalar başladı. Balıklı'da bir cami yapımına 1977 yılında başlandı. Kişisel olarak, araba ve motorsiklet sayılarında artma  da bu yıllarda başladı. Yeni evler, yayla evleri, ev döşemeleri, mutfak araçlarını yenileme, dilimiz bile düzelmeye başladı. 1980 yılında araba yolunun Harmancık'tan yaylaya ulaşması, 1984 yılında telefonun bağlanması izledi. Elektrik olunca hızla televizyon alıcıları da yaşamımıza girdi. 1989 yılında Kurtkayası'ndan yaylaya yol yapımı başladı ve aynı yıl elektrik de yaylayı aydınlattı. 

19 Haziran 1990'da köyümüz yeni bir acı daha yaşadı. Kuruçam'la sınır çizen Kata Irmağı dediğimiz küçük derenin getirdiği sel suları, kopan ağaçlar arabaları içinde dört gencimizi hayattan sildi. Muhammet oğlu İsmail Bostan, Muhammet oğlu Emin Gedikli ve Kemal oğlu Ahmet ve Nurettin Doğan kardeşler artık yoktu. 

1997 yılında Balıklı Göleti yapıldı. 1998 yılında okulumuz sekiz yıllık İlköğretim Okulu'na dönüştürüldü. Metinkale Ortaokulu ile bağlantı kesildi. Aynı yıl yaylaya telefon hizmeti verilmeye başladı. Köyümüz yolu asfalt kaplama olarak okul yanına kadar 1999 yılında tamamlandı.     

 

Dahası Şırnak'ta Bahattin oğlu Arslan Bahadır (Şehadet Tarihi: 1968'de) askerlik görevi başında, bölücü terör örgütü tarafından şehit edilmesidir.

Ayrıca 1974 Kıbrıs Barış Harakatında köyümüzden Cınalın Salih in oğlu Merhum Yusuf Gedikli'nin Gazi olarak bilfiil savaş boyunca mücadelenin içerisinde olduğudur.

Kore Gazilerinden Merhum Noğman Bostan ile yapılmış video görüntüsü köylümüz Sayın Ali Özkurt'ta mevcuttur. Ayrıca Kore ile ilgili yüzlerce resim yine köylümüz olan Kore Gazisi Sayın Muhammet Bostan'dan temin edilebilir.

 

Acısu Köyü "Acısu Mahallesi" oluyor !

2012 yılında çıkan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası kapsamında Acısu Köyü, Mahalleye dönüştürüldü. 
Böylelikle köyün tüzel kişiliği kaldırılmış oldu.

 

Araştırma:
Zeki Üçüncü
Acısu AKDERgi Sayı 2-3-4 (2002-2003-2004)

Yayınlanma: Cuma, 05. Mayıs 2006 (29476 okunma)
Her hakkı saklıdır © Acısu Mh. Resmi İnternet Sitesi | www.akcaabat-acisu.com

Yazdırılabilir sayfa  Haberi paylaş

[ Geri ]


Kim Çevrimiçi

Bütün Üyeler: 1.599
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 0
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 32


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.